|
|
|
| Can Alpgüvenç ile Mülâkat Mehmet Nuri Yardım |
Can Alpgüvenç son yıllarda tarihle alakalı kıymetli eserlere imza atan değerli bir yazar. Yeni eseri, Hayırda Yarışan Hanım Sultanlar adını taşıyor. Can Alpgüvenç ile eserin muhtevası, hazırlanış gayesi ve diğer çalışmaları hakkında genel bir konuşma yaptık. Alpgüvenç, hanım sultanlar için “Onların gayesi Allah’ın adını yüceltmekti” diyor. Bu mülakatın okuyucularımızın ilgisini çekeceğini ve tarihimizi daha yakından ve gerçekçi bir şekilde tanımamıza katkı sağlayacağını ümit ediyoruz.
- Sayın Hocam, “Hayırda Yarışan Hanım Sultanlar” isimli kıymetli eserinizi kutlamakla söze başlamak istiyorum, hayırlı olsun!
-Teşekkür ederim, çok naziksiniz…
-Eserinizle kime ya da kimlere hitap ediyorsunuz?
-Amacım, toplumun dikkatini Hanım Sultanların unutulmaz eserleri ve şaşırtıcı hizmetleri üzerine çekerek, tarih severlerin ve Osmanlı hânedanının kadın mensuplarını merak eden bütün dostların yüreğini serinletmek. Harem-i Hümayun’un bu çalışkan ve şerefli mensuplarını tarih önünde beraat ettirmek. Onların sayısız vakıf hizmetleri tesis ederek, sadece yaşadıkları dönemde değil, vefatlarından sonra da halkın hizmetinde olduklarını göstermek. Genç kızlarımı hizmete motive etmek, onları tıpkı sultan ataları gibi, hayra ve infaka yöneltmek…
-Harem denilince bazı çevrelerin aklına nedense hep zevk, işret ve eğlence geliyor, hep bu tür hikâyeler anlatılıyor…
-Sayın Yardım, Cumhuriyetin başından beri Osmanlı’da harem hep aşağılanmış, horlanmıştır. Hâlbuki Harem-i Hümayun padişahların evi, devlet protokolünde önde gelen bölümüydü. Yoksa bazı kasıtlı kimselerin iddia ettikleri gibi, padişahların eğlence ve işret hayatı yaşadığı yerler değildi. Harem-i Hümayun, Kelâmdan Hadîs’e, edebiyattan musikiye her türlü ilmin öğretildiği bir okuldu. Olayları sübjektif yorumlayan bir kısım tarihçiler, ya Osmanlı’nın sistemini kavrayamadıkları ya da imparatorluğun güç ve kudretini kıskandıklarından, haremi hem olduğundan farklı anlamaya, hem de anlatmaya çalışmıştır. Benim yaptığım, doğruları ortaya koymak, haremin bir ilim ve irfan yuvası veya hizmet mahalli olduğunu göstermektir.
-Hanım Sultanlar ne tür faaliyetlerde bulunmuşlar?
- İlâ-yı Kelimetullah’ı ve bu amacın bir sonucu olarak cemiyete ve insana hizmeti gaye edinmişlerdi. Bu şefkatli Sultanlar, âdeta eşleri ve oğullarıyla yarışırcasına, ülkenin dört bir yanına cami, mescit, medrese, mektep, ilmi ihtisas merkezleri, çeşme, hamam, sebil, darüşşifa, imaret, kervansaray, tabhane gibi pek çok vakıf eseri yaptırdılar, çöllerde kuyular açtırdılar, sarnıçlar yaptırdılar, kimsesizleri tedavi ettirdiler, fakir kızlara çeyizler hazırladılar… Öyle ki bu hizmetleri saymakla bitiremeyiz… Kısacası hep hayır peşinde koştular.
-Yani hayatları boyunca sosyal dayanışmaya katkıda mı bulundular?
- Evet… Onlar Allah’a ve Yüce Peygamberine (sav), büyük bir samimiyet ve ihlâsla bağlıydılar. İslâm’ın, yardım ve infakla ilgili düsturlarından hareket ederek, sosyal yardımlaşma sağlamaya, cemiyetteki maddi ve manevi dengeleri tesise çalıştılar, denilebilir.
- Kıymetli Hocam, hanım sultanların bu yarışını örnekleyebilir misiniz?
-Bu yarışın o kadar çok örneği var ki hangi birini anlatayım. Meselâ; 19. Asırda ülkeyi yöneten padişahlardan dördünün kurduğu vakıf sayısı yirmi yedidir; fakat aynı dönemde yaşayan beş kadın sultanın kurduğu vakıf sayısı kırk beştir. Yani erkeklerden %68 daha fazla… Sadece Âdile Sultan’ın, 41 yılda 14 vakıf tesis ettiğini söyleyebiliriz. Bu şefkatli sultan, sahip olduğu malî imkânları, kurduğu vakıflar vasıtasıyla cemiyetin hizmetine sunmuş, saray ve köşklerini her tabakadan insana, özellikle kadınlara açarak, onların hem ekonomik şartlarının, hem de görgü ve bilgilerinin gelişmesini sağlamıştır.
-Sayın hocam, hanım sultanların pek çoğunun kabri ve türbesine gereken özenin gösterilmediği doğru mu?
-Hepsi için aynı şeyi söyleyemeyiz, ama bir kısmı için maalesef doğru… Mesela; Yavuz Sultan Selim’in biricik eşi Ayşe Hafsa Sultan’ın “Hatuniye” adı verilen türbesi, Fatih’in Çarşamba semtinde Sultan Selim Camii haziresindedir, oğlu Süleyman tarafından inşa edilmiştir. 1894 depreminde yıkılan bu türbe, Meşrutiyetten önce yeniden yapılmaya başlanmış, ilk sıra pencerelerine kadar yükselmişti. Ancak Meşrutiyet sonrası tahsisat verilmediğinden tamamlanamamış, kıymetli sütunları ve mozaikleri böylece dağılıp gitmiş. Bu türbe, giriş cephesiyle türbe mimârîsinin “tek örneği” imiş… Gravür ve çizimlerine dayanarak, iki muhteşem cihangirin yadigârı olan Valide’nin bu aziz türbesini ihya etmek hiç de zor değil, ama, yaklaşık 90 yıllık Cumhuriyet döneminde üzerine tek tuğla konulmadı!
-Hâlâ onarılmadı mı?
-Beş altı ay öncesine kadar yıkıldığı gibi duruyordu. Enkaz halindeki türbenin orta yerinde şimdi maalesef dev gibi iki servi yükseliyor. Ümit ediyorum ki, Hafsa Valide’nin vefatının 476. yılında onarılır da İstanbul ufkuna yeniden yerleşir ve medeniyet değerlerimizden biri daha gelecek nesillere kazandırılmış olur.
-Türbesi yıkılan başka hanım sultanlar da mı var?
-Meselâ Pertevniyal Valide’nin türbesi de yıkıldı ve uzun yıllar yapılamadı. Dolmabahçe Sarayı’nda 73 yaşında iken hayata gözlerini yuman bu hayırsever kadın, mütevazı bir merasimle, Aksaray Meydanı’nda yaptırdığı ve hâlâ adıyla anılan caminin avlusundaki türbesine defnedildi. Fakat türbe, yol genişletilmesi hikâyesiyle 1953 yılında yerinden kaldırılarak avlunun başka bir yerine taşındı. Valide Sultan’ın kemikleri de -geçici olarak- Sultan Mahmud türbesine götürüldü. Vakıflar Genel Müdürlüğü, yeni türbeyi ancak on altı yıl sonra 3 Haziran 1969’da yaptırınca, Sultan’ın kemikleri on altı yıl aradan sonra cami avlusundaki yeni türbesine nakledilebildi.
-Hüzün verici hikâye doğrusu…
-Bilirsiniz, bizde bir atasözü vardır; babası oğluna bir bağ bağışlamış, oğlu babasına bir salkım üzüm vermemiş... Tarihî bir eseri yıkacağımız zaman kırk defa düşünmeliyiz… Eser tahrip edenleri affetmemeli, çok ciddi cezalar vermeliyiz. Esere kıymak, insan katletmek gibi bir şey; yenisi yerine konulamıyor!
-Hocam, “Hanım Sultanlar” isimli eserinizde, gerek hizmetleri, gerekse kişiliği ile sizi en çok etkileyen hanım sultan hangisi?
-Bu soru çok soruluyor, fakat aralarında seçim yapmakta zorlanıyorum, hepsi çok özel insanlar. Meselâ; Âdile Sultan’ın sabrı, yaşadığı bütün acılara rağmen ayakta kalabilmesi çok etkileyici… Hem eşsiz bir hayırsever, hem sanatkâr… Hem şâire, hem bestekâr…
Meselâ; Fâtih’in halası, Sultan II. Bayezid’in büyük hâlâsı 74 yaşındaki Selçuk Hatun’un, devletin zarar görmemesi ve kardeşkanı dökülmemesi için, Cem Sultan’la ağabeyi arasında elçilik yapmak amacıyla o günün zor ulaşım şartlarında Bursa’dan kalkıp İstanbul’a gelmeyi göze alması az şey midir? Ayrıca bu Hanım Sultan, üç Osmanlı başkentine yaptırdığı üç zarif caminin de kurucusu!
-Eklemek istediğiniz kimse var mı?
-Birkaç cümle de Hatice Sultan’dan söz edelim… Eşi Sultan İbrahim’in bir saray darbesi sonucu öldürülmesiyle 22 yaşında dul kalan Hatice Turhan Sultan’ın verdiği müthiş mücadele nasıl unutulur? Viyana önlerinden Hindistan’a, Podolya’dan Somali’ye kadar uzanan koskoca devleti, Köprülü’yü (Mehmet Paşa) keşfedinceye kadar beş koca yıl tek başına yöneten bir imparatoriçe! Yeni Cami ve Külliyesini halkına hediye eden bir hayırsever… Şimdi gel gör ki bir parçası İş Bankasının elinde, öbür parçası Osmanlı Bankası’nın… Külliyenin onarımı ve yenilenmesi için ayrılan Çifte Çarşı (Mısır Çarşısı) ise kapanın elinde!
Doğrusu, Osmanlı’nın bu hayırsever hanımları arasında ayrım yapmakta zorlanıyorum.
-Kıymetli Hocam, bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyor, böyle nice faydalı eserler telif etmenizi temenni ediyorum.
-Ben teşekkür ederim, sağolun.
Can Alpgüvenç Kimdir?
İstanbul Karagümrük’te doğdu. Vefa Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra İ.Ü. İktisat Fakültesi’nden mezun oldu. Bir süre çeşitli şirketlerde yöneticilik yaptı. 1984’ten itibaren farklı gazete ve dergilerde idareci olarak çalıştı; bu arada tarih alanında birçok roman ve araştırması neşredildi. Hz. Musa, İpsiz Recep, Âbideleriyle Osmanlı İstanbul’u, Osmanlı’da Âbide Şahsiyetler önde gelen eserleri arasındadır. Yazarın halen Mehtap TV’de bir programı yayınlanmaktadır. Evli ve bir kız çocuğu babası olan Alpgüvenç, Üsküdar’da ikamet etmektedir.
Sanatalemi.net, 29.01.2010 12:17:00
|
| Eklenme Tarihi: 29.01.2010 |
|
| |
HAKKINDA YAZILANLAR |
|
|
| |
| |
SİZİN YORUMLARINIZ |
|
|
|