|
|
|
| Yaşar Alptekin’in gözyaşları |
Cumartesi günüydü. Çok sevdiğim mâbetlerimizden Şehzade Camii’ne doğru yürüyorum. Büyük sanatkâr Mimar Sinan’ın “çıraklık eseri”nde bile ne büyük ustalık, ne muhteşem bir sanat var. Caminin bitişiğindeki Şehzade Mehmet Sofrası’nda bir kitap tanıtımı var. Dâvete icabet etmek lâzım. Hele bu bir kitap tanıtımı ile alakalı bir dâvetse, ciddî bir mazeret yok ise iştirak etmek gerekiyor.
Yıllardan beri yayıncı dostlarıma hep şunu derim: “Lütfen kitaplarınızı yayımladıktan sonra küçük de olsa bir tanıtım toplantısı yapın. Fazla külfetli olması gerekmez bu toplantının. Bir çay ikram edersiniz. Dostları, yazarları, gazetecileri bir araya getirmiş olursunuz. Bir muhabbet ortamı doğar. Kitabı basılan yazar, yaptığı işin önemli olduğuna daha çok inanır, daha bir candan sarılır kalemine. Yeni eserler yazmak, yeni ufuklara açılmak için gecesini gündüzüne katmaya başlar. Hem siz kitabın tanıtımını yapmış olursunuz, hem yazarı hoşnut edersiniz, hem de okuyucular yeni bir eserin doğuşuna şahit olurlar.”
Bu çok önemli bence. Her kitap bir şölen havasında ortaya çıkmalı. Bir merasim tertiplenmeli neşredilen kitaplar için. Belki her kitap için olmasa bile en azından bazı kitaplar için yapılmalı bu tür toplantılar. Aksine bir çok yayınevi bastığı kitabı âdeta saklarcasına, gizlercesine depoya atıyor. Hiçbir tanıtım yok. Yayınevinde kitapların duyurusuyla ilgilenen kimseyi bulamıyorsunuz. Ne yazık ki böyle yayıncılarımız da var. Yayımladıkları kitaplar çok kıymetli olsa da tanıtımını yapamadıkları için ellerinde kalıyor ve depolarda çürüyor o güzelim eserler…
Bu düşünceler içinde çağrıldığım mekâna doğru yürüyorum. Bu sefer Nesil Yayınları’nın bir kitap tanıtımı dâvetine gidiyorum. Ünlü manken ve sinema oyuncusu Yaşar Alptekin’in “Namazla Yeniden Doğdum” isimli kitabının kahvaltılı basın toplantısı bu.
Bu heyecan içinde medresenin ana kapısından giriyorum. Kapıda yayınevinden bizi karşılayanlar var. Son derece kibar ve nazik bir biçimde, gelen misafirleri karşılıyorlar. Hepsi de güleryüzlüler… Binanın bahçesinde Yahya ve Cem ile karşılaşıyorum. Sonra yayınevinin Genel Müdürü Selahattin Arslan Bey. Sıcak ve samimi bir karşılama… Sadece ben değil, dâvete icabet eden herkes güleryüzle ve nezaketle karşılanıyor. Benden daha erken gelenler de var. Çoğu tanıdık yüzler… İşte Vehbi Vakkasoğlu, İhsan Atasoy, Hüseyin Öztürk, Bünyamin Şen, Mustafa Çalışan, Safa Mürsel… Başka aşina çehreler de var: Davut Şahin, Tuncay Önür, Bünyamin Yılmaz, Ömer Faruk Paksu… Orta masada Yaşar Alptekin, çevresindeki dostlarıyla, yeni ağabeyleriyle bahtiyar bir yüz ifadesiyle oturmuş sohbet ediyor. Selâmlaşıyoruz. Bir kitap tanıtımı için bu kadar gazete muhabirinin, radyocunun ve televizyoncunun gelmesine hem çok şaşırdım hem de pek sevindim doğrusu. Ama acaba kitabın yazarı, magazin dünyasından gelmeyen biri olsaydı basının ilgisi aynı oranda olur muydu, hiç sanmıyorum.
Uzak bir köşede Sanatalemi.net sitemizin ilk editörlerinden gazeteci kardeşlerim Huri Yazıcı ve Gülcan Tezcan var. O masaya yöneliyorum. Selâmlaşıyoruz, çok seviniyorlar. Çayımızı içip kahvaltımızı yaparken sohbet ediyoruz. Başka gazeteci arkadaşlar da masamıza geliyorlar. Şehzade Mehmed Medresesinin avlusu dopdolu. Bir şenlik havası içinde her şey. Sevinçli bir hâl var herkesin yüzünde. Heyecanlı bir bekleyiş var herkeste.
Az sonra program başlıyor. Kürsüde klâsik Türk müziğinin genç ama usta isimlerinden Mehmet Akça var. Programın akışından ve kitabın muhtevasından kısaca bahsediyor. Sonra konuşmacıları dâvet ediyor. Mehmed Fırıncı, İhsan Atasoy, Vehbi Vakkasoğlu, Abdullah Yıldız ve Cemil Tokpınar… Her biri Yaşar Alptekin’in kitabından, namaza başlamasından ve yeniden doğuşundan bahsediyorlar. Bütün anlatılanlar güzel, sarf edilen sözlerin tamamı doğru ve anlamlıydı. Ama doğrusu beni en çok etkileyen sahne, konuşma yapmak üzere dâvet edilen Yaşar Alptekin’in program boyunca gözyaşlarını tutamamasıydı. Koca bir hayatın muhasebesi vardı bu gözyaşlarında ve sanatçının yanaklarından inci gibi süzülüyordu. Yaşar Alptekin kürsüye geldi, magazin dünyasına 3 yıl önce veda eden Türk sinemasının başarılı oyuncusu ünlü manken Yaşar Alptekin, çok farklı bir kimlik ve imajla adeta yeniden doğmuştu.
Konuşmasına gözyaşları arasında başlayan Alptekin, daha önce geçen 40 yılını “cahiliye dönemi” diye adlandırıyor ve ömrünü ilk namazını kıldığı tarihle başlatarak “Üç yaşındayım” diyordu. Tekirdağ Şarköy'den yola çıkıp İstanbul'da işe başladığı yılları, mankenlik yıllarında yaşadıklarını, yaldızlı bir hayatın perde arkasını, şöhret, para, eğlence dolu günlerin ardından gelen büyük değişimi ve pişmanlığı anlatan sanatçı, boşa geçen yıllarının acısını çıkarmak için çok çalıştığını, çok okuduğunu ve gençleri boş bir hayatın çekiciliğine karşı uyarmaya çalıştığını söyledi.
İLK NAMAZIN HUZURU
Yayınevi, bütün konuklara Yaşar Alptekin’in “Namazla Yeniden Doğdum” kitabını armağan etmişti. Dönüşte kitabı inceliyorum. Ama asıl gece evde okudum. Kısa zamanda okuyup bitirdim. Kitabın redaksiyonunu yapan ve hazırlığında büyük emekleri olan Cemil Tokpınar’ın takdiminden sonra sanatçının sunuşunu okuyorum:
“Eski hayatımdan bugüne pişmanlıklar, günahlar ve acılar kaldı. Bunun bilincinde olup tövbe ederek kazandığım tecrübelerle hidayet yolunda ilerlemek, Rabbimin bana bağışladığı en büyük lütuf..”
Sanatçı hayatını Sakıp Sabancı’nın vefatı üzerine sorgulamaya başlıyor. Alptekin, ilk defa namaz kılmak için gittiği Kozyatağı’ndaki Mehmet Çavuş Camii’nde büyük bir heyecan duyar. “İlk defa Rabbimin huzuruna çıkacağım!” der kendi kendine ve bunun tatlı telâşını hissetmeye başlar. Daha önce Sultanahmet, Selimiye ve Süleymaniye gibi camilere “Fransız turisti” gibi gittiğini belirten Alptekin, “ezan okunurken titremeye başladım” diyor.
Kitabın 60’ncı sayfasında yer alan bu ilgi çekici bölümden bazı satırları nakletmek istiyorum:
“Camide tam diz çökmüş yerde otururken, bir sesle irkildim! Hani deprem olur ya… Alttan sallar ya her şeyi… Sanki yer gök sarsılıyordu… Ezan sesini duyduğum zaman, Allah şahidimdir ki, organlarımı bırakın, en küçük hücrelerim bile zangır zangır titremeye başladı…
İşte, bu, yıllardır hasret kaldığım ezandı. Bu, Sultanlar Sultanı olan Rabbimin çağrısıydı. Onlarca yıl bu sese kulak tıkamış, Rabbimin davetine sırtımı dönmüştüm. Ama şimdi beni çepeçevre kuşatmış, âdeta şefkatle kucaklamış, bağrına basıyordu…
Ayağa kalktığımda hâlâ titriyordum. Ben ezan sesini daha önce de duymuştum, ama ilk defa o kadar kuvvetli, o kadar derinden hissetmiştim… Ben hâlâ titriyordum. Başkası fark etmedi benim titrediğimi, ama ben içimde bir deprem yaşıyordum. Cemaatten o kadar gizliyim ki… Sütunların arkasındayım. Onlardan saklanıyorum! Ve öyle bir namaz kıldım ki… Dünyevî hiçbir şey düşünmeden; faturaları, annemi, babamı, kızımı düşünmeden öyle bir namaz kıldım ki… İşte, bir köle olduğum hâlde onlarca yıldır kaçtığım Efendimin huzurundayım… Beni yaratan, besleyen, büyüten, her ihtiyacımı karşılayan, âdeta koskoca kâinatı bana bağışlayan Yüceler Yücesi’yle beraberim… O namazdaki duygu selini anlatacak kelime bulamıyorum!
Üç senedir diyorum her namaza durduğumda:
- Allah’ım n’olur o ilk namazın lezzetini bir kere daha nasip eyle! Allah’ım, ben o namazın kıymetini bilemedim o zaman, o anın kıymetini bilemedim. N’olur bir kez daha o lezzette bir namazı kılmayı nasip eyle!
Herkese nasip etsin Rabbim o güzellikteki namazı!
O gün camidekiler de farklı görünmüştü bana. O cemaat sanki kıyama duran, rükûya eğilen ve secdeye giden nurdan siluetler gibi görünüyordu gözüme… Bambaşka, farklı, dünya mekân ve zamanın üstünde bir boyuta dâhil olmuştum sanki…”
Ve kitabın ilerleyen sayfalarında sanatçının şu satırlarını okuyoruz: “Nüfus kâğıdıma bakarsanız 2007 itibarıyla yaşım 45; ama ben üç yıl önce namaza başlamış biri olarak kendimi üç yaşında görüyorum! Çünkü namaz, insanın yeniden doğuşudur…”
ÖMER SEYFEDDİN’DEN YAŞAR ALPTEKİN’E
Bu güzel metin, bana en çok okunan hikâyecimiz Ömer Seyfeddin’in çocukluk yıllarından bahsettiği “İlk Namaz” hikâyesini hatırlattı. Çok sevdiğim ve “Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hatıraları” kitabıma da aldığım bu hikâye ne güzeldir bilirsiniz aziz okuyucular! Acaba Yaşar Alptekin de o hikâyeyi okumuş mudur? Okuduğu zaman kendi “ilk namazı” ile millî hikâyecimizin “İlk namazı” arasında bir münasebet kurmuş mudur? Nesil Yayınları, Moral Prodüksiyon için çok güzel bir belgesel yapabilir bence. Adı da “İlk Namazlar” olabilir. Ömer Seyfeddin’den Yaşar Alptekin’e ünlü yazarların ve sanatçıların ilk namazları, ilk duaları niçin bir belgesel olarak hazırlanmasın ve milletimizin istifadesine sunulmasın? “Sabah Namazına Nasıl Kalkılır?” kitabıyla dikkatleri çeken, sonra da Namaz Platformu’nu bütün memleket sathına yayan Cemil Tokpınar ve arkadaşlarına teklif ve tavsiyemdir:
“Ünlülerin ilk namazları kitaplaştırılmalıdır. Hatta bu proje bir dizi film hâline dönüştürülürse daha güzel olur. Yıllar önce, yönettiği filmde Alptekin’e rol veren büyük yönetmen Yücel Çakmaklı, böyle güzel ve hayırlı bir projenin başına getirilebilir.”
Bazen duyuyoruz. Kimi tiyatro, sinema ve müzik sanatçıları mensup oldukları dinin gereklerini yerine getirmeye başladıktan sonra sanatlarına sırt dönüyor ve bir bakıma boşlukta kalıyorlar. Yeni bir iş arayışını giriyorlar. Çok yanlış. Sanatlarını inançlarına göre icra etmeye başlasalar daha iyi olmaz mı? Hem bu şekilde inandıkları değerlere daha fazla hizmet etmiş olmazlar mı? En güzel ve büyük örnek Ahmet Özhan bence. İnancından taviz vermeden sanatını en mükemmel şekilde icra ediyor ve zirvedeki yerini yıllardan beri büyük bir sebatla koruyor. Zaten Yaşar Alptekin de bu konuda makul olanı düşünüyor ve şöyle diyor:
“İslâm’ı yaşamak demek, dünyayı, sanatı, eğlenceyi bırakmak demek değil; sadece seçici olmak, dinimize uygunluğuna dikkat etmek demek. Zaten meşru daire, keyfimize ve zevkimize yeter; haram eğlencelere girmeye hiç gerek yok… Ben de mankenliği, televizyonu ve sinemayı tamamen terk etmedim; ama seçici davranıyor, dinimize uygun olmasına dikkat ediyorum. Sonuçta sanat da bir tebliğ aracı değil mi? Hakkını vererek, ihlasla yaparsak sevap bile kazanabiliriz!”
CAMİDE GENÇLERE SEVGİ
Belki 40 yıl önceydi. Henüz çocuktum. Yaklaşık 7 yaşlarındaydım. Memleketimin çarşısındaki büyük camide namaz kılıyordum. Bir ara bir arbede yaşandı caminin içinde. Bir telâş, bir koşturmaca, bir panik hâli… Bir çocuğun burnu kanıyordu. Ve babası olacak adam, çocuğu dışarıya çıkarıyordu. Mesele sonra anlaşıldı. Cami cemaatinden yaşlı ve huysuz bir ihtiyar, namaz kılarken önünden geçen çocuğa sert bir tokat aşk etmiş ve çocuğun burnundan kanlar akmaya başlamıştı. Namazdan sonra yaşlı adamla, çocuğun babası arasında tartışma devam etmiş, neredeyse iş kavgaya dönüşmüştü. Bu cehaletin daniskasıydı, Necip Fazıl’ın tabiriyle “ham yobaz”lık, “kaba softa”lıktı. Namaz kılarken, önünüzden masum bir çocuk bilmeden, farkında olmadan geçebilir. Namaz kılan bir kişinin önünden geçmenin yanlış ve günah olduğunu bilmeyebilir. Bunun için ona şiddetli bir Osmanlı tokadı aşk etmeniz gerekmiyor. Geçişini, elinizle engelleyebilirsiniz pekâlâ. Bu çocukluk hatırasını niçin anlattım sevgili okuyucular biliyor musunu? Benzer bir hikâyeyi de Yaşar Alptekin anlatıyor kitabında. Demek ki, 40 yıldır camileri mesken edinen bazı yaşlılar çocuklara ve gençlere camileri sevdireceklerine, küçük hatalarını abartarak onları namazdan, camiden ve ibadet yerlerinden uzaklaştırıyorlar. Ne kadar yanlış, ne büyük günah. Ne diyelim, Allah ıslah etsin. Gelelim Alptekin’in yaşadığı olaya. Kitaptan aynen alıyorum:
“Bir gün Avcılar Camisi’nde bir ikindi namazı kılacaktım… Namaz için içeriye girerken, yaşlı bir beyamca, genç bir üniversiteli talebeye bağırıyordu. ‘Git’ falan diyordu. Genç de kızdı gitti, durmadı camide. Ben de dedim ki:
- Beyamca, camiye gelmiş bir gence niye bağırıyorsun?
- Sen dedi, onun avukatı mısın? Ne karışıyorsun?
- Yahu merak ettim!
- Ayakkabılarının tabanını yukarı doğru tutması lâzım. Aşağıya doğru tutuyordu. Ya tozları dökülürse halıya!
- O sadece bir ihtimal, beyamca, dedim. Benim tahmin ettiğim bir ihtimal daha var. Belki bu genç ilk defa bir camiye geliyordu… Şimdi sayende belki de bu gelişi, son gelişi oldu! Evet, belki o gencin yaptığı yanlıştı, ama yanlış yanlışla kapanmaz ki… Sen de ona yanlış bir ses tonuyla ve hitapla muamele ediyorsun.
“Bak genç arkadaşım, sen bilmiyor olabilirsin. Şöyle yapma, böyle yap, daha iyi olur” diyebilirdi. Yani ufacık bir nüans lâzımdı. Üslûp çok önemli. Kabul etmese bile zamanla öğrenirdi…
“DUANIZ OLMASA NE EHEMMİYETİNİZ VAR?”
Kitabın sonunda sanatçının güzel bir “dua”sı var. “Mutlu son”la neticelenen güzel bir hayat, kitapta da “hüsn-ü hatime”ye dönüşüyor. Ve en büyük güce, Yaradana, Rabbimize şu yakarışı okuyoruz “Namazla Yeniden Doğdum” kitabının sonunda. Kabul edilmesi en büyük dileğimiz:
“Ya Rabbim! İlk Peygamber Hz. Âdem (a.s.), son peygamber Hz. Muhammed’dir (s.a.v.). Bu ikisi ve bunların arasında gelmiş geçmiş bütün peygamberlere iman ettik. Onların yüzü suyu hürmetine bizi affeyle! En güzel dualar, peygamberlerin dualarıdır. Onlar Senden ne istemişlerse biz de aynı şeyleri istiyoruz. Onların Sana sığındığı bütün kötü şeylerden Sana sığınıyoruz.
Ya Rabbim! İslâm dininde sırat-ı müstakimde ayaklarımızı sabit kıl! Ya Rabbi, bizleri hizmet-i imaniyede ve Kur’aniye’de ihlasla istihdam eyle! Ey kalpleri evirip çeviren Rabbim, kalplerimizi Senin yolunda evir, çevir! Bizi Peygamber ve sahabe ahlâkıyla ahlâklandır! Senin isteklerinin doğrultusunda bizi yönlendir! Verdiğin sayısız nimetler için Sana hamd ü senalar olsun! Bizim için hayırlısı neyse onu nasip et! Sen duaları kabul edensin, bizim dualarımızı da kabul et! Allah’ım, işlerimizi de kolaylaştır. Ulaşabileceğimiz bütün insanlara ulaşmayı ve güzel dinini anlatmayı nasip eyle!
Bugüne kadar elimizden, dilimizden ve sair bütün azalarımızdan, küfür, şirk, isyan, ne kadar küçük büyük günah hasıl oldu ise hepsine tövbe ettik. Pişman olduk. Bir daha işlememeye söz verdik. Bizi affeyle, mağfiret eyle, merhametine lâyık eyle, ya Rabbim!
Bize kâmil iman ve salih amel ver! Kendine lâyık kul, Habibine lâyık ümmet et! Kabre imanla koy! Kabir ve cehnenm azabından muhafaza eyle! Peygamberimizin şefaatine nail eyle! Cennetinle ve cemalinde müşerref kıl bizleri! Ülkemize ve insanlığa dirlik, düzen, huzur ve mutluluk ver!
Âmin, âmin, âmin…”
Kendisinden yeni eserler beklediğimiz Yaşar Alptekin’i ve kıymetli eserler neşreden Nesil Yayınları’nın yöneticilerini, toplumumuza kazandırdıkları bu güzel, anlamlı ve düşündürücü kitap dolayısıyla kutluyorum.
(Namazla Yeniden Doğdum, Yaşar Alptekin, Nesil Yayınları, Sanayi Cd. Bilge Sk.No. 2 Yenibosna-İst. Tel. 0 212 5513225, internet: www.nesilyayinlari.com e-posta: nesil@nesilyayinlari.com)
-, www.mehmetnuriyardim.com
Yazarın Web Adresi
[Yazdır] [Yorum Ekle]
Yazarın Bütün Yazıları
Eklenme Tarihi: 10.06.2007 Ekleyen: mehmetnuri
www.sanatalemi.net |
| Eklenme Tarihi: 10.06.2007 |
|
| |
HAKKINDA YAZILANLAR |
|
|
| |
| |
SİZİN YORUMLARINIZ |
|
|
|