|
|
|
| Dergi çıkarmaya gerek var mı? |
Bazıları canları sıkılınca dergi çıkarmayı seviyor. Bu abartılı bir söz değil, hakikaten bazı heveskârlar için bence doğrudur. Hâlbuki Türkiye’de dergi çıkarmak, geçmişe göre artık çok daha zor. Tabiî ki etkili, vasıflı, kaliteli ve kalıcı dergilerden bahsediyorum, yoksa teknoloji sayesinde bir kişinin bilgisayar karşısında oturup bir gecede harcıalem bir dergiyi hazırlayabildiğini biliyorum. Bir çok grubun ilk elde düşündüğü dergi çıkarma fikri mecburen enine boyuna tartışılıyor, konuşuluyor, sonra nihaî karar veriliyor.
Eskiden dergi çıkarmaya çalışan gençleri çok teşvik eder, destek olurdum. Ama şimdi öyle değil... Bu konuda kendimi muhasebeye çektim ve o teşviklerin o gençlere faydalı değil belki de zararlı olduğunu düşünmeye başladım.
Bana gelip de, dergi çıkarma konusunda fikrimi almak isteyenlere önce şunu soruyorum:
“Dergi yayımlamaya imkânınız varsa çıkarın. Mutlaka bir ihtiyaç olarak görüyorsanız eyvallah… Bu derginin yazarları hazırsa, çilekeşleri mevcutsa, okuyucuları sabırsızlıkla bekliyorsa durmayın çıkarın. Ama ‘bir çıkaralım da şansımıza bakalım, talih yaver giderse devam ederiz’ diyorsanız, o zaman yazıktır emeklere, başka kültürel alanlara yatırım yapın.”
Ülkemizde bilhassa okur yazar kesiminin dergi çıkarma gibi tutkulu, hoş görünen, fakat bazen sancılı da olabilen bir iptilâsı var. Dergi, ille de dergi… Holdinglerin, büyük şirketlerin bile çıkarmakta zorlandıkları dergileri, bakıyorsunuz üniversiteli genç birkaç kardeşimiz pervâsızca düşünüyor. Sadece düşünmekle kalmıyor, kolları da sıvıyor, sağa sola başvuruyor. Dergiye yazı arıyor. Yazılarla bitmiyor tabii… İlan, baskı, dağıtım, tanıtım ve daha bir sürü dert… Tabii ki sonunda bir iki kişinin omzunda kalıveren dergi iki üç sayı sonra son nefesini verip “dergiler mezarlığı”na sessiz sedâsız bir şekilde hüzünle gömülüyor.
Büyük bir yanlış bu! Ferasetli olmak lâzım… Önceden bu işin hesabı kitabı yapılmalı. Bir dergi, kaç adet satarsa ayakta kalabilir? Bir senelik yazı malzemesi hazır mı? Maddi dayanağı nasıl? Büyük bir finansörü var mı? İlan bağlantıları kuvvetli mi? Bütün bunların ötesinde bir fikir dinamosuna sahip mi? Kuruluş amacı tayin edilmiş mi derginin, hedefleri ne olacak? Sadece dostlar alışverişte görsün kabilinden mi neşrediliyor dergi… Yoksa birkaç heveskârın hevesini tatmini için mi bunca çaba? Bu hususların akıllıca, enine boyuna ve bütün boyutlarıyla konuşulması, tartışılması lâzım. İstişareye çok önem verilmeli. Daha önce dergi çıkarmış ağabeylere danışılmalı, fikirleri alınmalı.
NİÇİN YENİ DERGİ?
Bazen dergi çıkarmaya gelen genç arkadaşlara soruyorum:
- Niçin dergi çıkaracaksınız?
- Yazılarımızı yayınlayacağız.
- Peki şu önünüzde duran sehpada 20-30’unu görüyorsunuz, ama Türkiye’de daha bunların belki de on katı dergi çıkıyor. Hepsi de şiir, yazı yayınlıyor. Bunlara niçin vermiyorsunuz ürünlerinizi?
Önce kısa bir sessizlik… Ardından savunma geliyor:
- Ama bu dergiler yazılarımızı yayınlamıyor. Meşhur olmadığımız için bizi adam yerine koymuyorlar?
- Peki kaç dergiye müracaat ettiniz, kaçına yazınızı şiirinizi yolladınız?
Bu sorunun cevabı ya “bir” oluyor veya “hiç…” Demek ki bu genç arkadaşlar ciddi anlamda kendilerine uygun bir derginin arayışına girmemişler bile… Doğru dürüst incelememişler dergileri…
Bu hesaba göre canı sıkılan herkes dergi mi çıkarmalı? Bu, şuna benzer… Bir iki fırına bakıp ekmek bulamayan vatandaşın fırıncı olması mı gerekiyor?.. Gıda ihtiyaçlarını bir iki bakkal veya markette bulamayanlar dükkân mı açmalı? Pantolonunun paçasını yaptırmak isteyen bir genç terziliğe mi soyunmalı? Daha misâller bir sürü… Fazlasına gerek yok…
ÖNCE OKUYALIM…
Bir de son yıllarda kötü bir hastalık yaygınlaştı. Şiir okumayan şairler, dergileri incelemeyen dergi meraklıları çoğaldı… Henüz okuma çağında olanlar, artık mektep olmuş, okula dönüşmüş dergileri takip etmesi gereken genç arkadaşlar bakıyorsunuz kendilerini buralarda yetiştireceklerine hemen bir dergi çıkarma hazırlığına girişiyorlar… Biri sahibi, biri yazı işleri müdürü, biri editör, biri reklâmcı oluyor… Danışma kurulu ve daha bir sürü unvan…
Bugün şiir yazanların çokluğundan dem vuruluyor. Acaba gerçekten öyle mi? Satırları (özellikle mısra demiyorum) alt alta sıralayanlar şair mi hakikaten? Ustaları bilmeyen, büyük şiirleri duymamış olan müteşairler kapladı dört bir yanı… Sözde milyonlarca kişi şiir (!) yazıyor, adamcağız belirli bazı bölgelerde edebiyatla çok az ilgilenen kişilerin düzenlediği şiir toplantılarına muntazaman katılıyor, çıkıp nutuk atarcasına manzumelerini bas bas bağırarak okuyor. Ama Ahmet Muhip Dıranas’ı tanımıyor, Ziya Osman’ı bilmiyor, Ömer Bedrettin Uşaklı’nın kim olduğundan bîhaber. Asaf Hâlet Çelebi’yi duymamış… Şiirle uğraşanların yüzde onu sahici edebiyatı takip etselerdi, Faruk Nafiz Çamlıbel’in şiir kitabı her sene en azından birkaç baskı yapmaz mıydı? Kemmiyeti mi (sayı çokluğu) önemseyeceğiz, keyfiyete (kalite) mi gözeteceğiz?
Biliyorum, fakiri düzenli okuyanlar “Yahu Mehmet Nuri Yardım bu yazısında ne kadar karamsar, halbuki o her zaman ümit dolu satırlar kaleme alırdı.” diyecekler. Elbette ümitvarım, her zaman da olacağım. Ama boşa geçen zamanlara acıyorum, güzelim sebze ve meyvelerin yetişeceği tarlalara değil de faydasız, ruhsuz, dipsiz, kör kuyulara akıtılan sulara üzülüyorum.
İyi, güzel sanat edebiyat dergilerimiz zar zor ayakta durmaya çalışırken, şiir ve edebiyat meraklısı gençlerimiz bunları görmüyor, okumuyor, takip etmiyorlar da, kalkıp yeni bir dergi çıkarmaya çalışıyorlar. Ne kadar yanlış. Hâlbuki onların yapacağı en doğru hareket, değerli kadroların gayretiyle bin bir emekle çıkan, çıkmaya devam eden mecmuaların sıkı bir takipçisi olmak, belki de ileride o dergilerin yazarı veya şairi olmak… Bu davranış tarzı, onların daha da gelişmesini, yeni ufuklara açılmalarını sağlar… Benden hatırlatması…
Dergiler elbette mütefekkir Cemil Meriç’in güzel tâbiriyle “hür tefekkürün kaleleri”dir. Elbette yeni heyecanların merkezidir dergiler, taze zihinlerin meşheri, genç dimağların bahçesidir… Ama Allah için söyleyin, kötü basılmış, kapağı da mizanpajı da kötü, hazırlıksızca derlenmiş, zevksiz ve estetikten nasibini almamış dergilere ne ihtiyaç var? Böyle dergilere niçin masraf yapılır? O arkadaşlar enerjilerini Türk Edebiyatı, Dergâh, Yedi İklim, Hece, Kubbealtı Akademi Mecmuası ve diğer dergilerimize harcasalar daha isabetli hareket etmiş olmazlar mı?
Yine de bu benim âcizâne fikrim… Farklı düşünenler, değişik yorumlarda bulunanlar olabilir. O dostlarla da bu konuyu müzakere etmek isterim. Belki de beni ikna ederler, bu düşüncemden yani herkesin dergi çıkarmaması gerektiği fikrimden beni vazgeçirirler. Onların varsa, itirazlarını saygıyla, anlayışla karşılayacağımdan emin olabilirler.
Aslında bana ulaşan dergileri tanıtacaktım bu yazımda. Ama görüyorsunuz dert feryat figan inletir, dergi bahsi de acı acı söyletirmiş. Dergilerimizin yeni sayılarından bir başka yazıda bahsetmek dileğiyle…
-, www.mehmetnuriyardim.com
Yazarın Web Adresi
[Yazdır] [Yorum Ekle]
Yazarın Bütün Yazıları
Eklenme Tarihi: 28.05.2007 Ekleyen: mehmetnuri
BU YAZI/HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Yorumlayan: alihbeser Tarih: [Sil] [Düzenle]
Birliğin kuvvetine ihtiyaç var
Hocam, bence çok önemli bir meseleyi gündeme getirdiniz. Görüşlerinize tamamen katılıyorum. Ayrıca bu durumun sadece 'dergi' için değil, diğer kültürel faaliyetler için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Bir çok kişi, belki güzel düşüncelerle bazı şeyler yapmak istiyor, fakat kendi başlarına hareket ettiklerinden mesailerinin çoğu boşa gidiyor. Oysa, kişi eğer kendini bir takım meselelerde kabiliyetli görüyorsa, bunu belli bir tecrübe ve birikime sahip müesseselerde kullansa çok daha fazla faydalı olabilir. Tabi bunun için de kişinin niyeti önemlidir ve ilk önce kendisini nefyedebilmesi gerekir.
|
| Eklenme Tarihi: 29.05.2007 |
|
| |
HAKKINDA YAZILANLAR |
|
|
| |
| |
SİZİN YORUMLARINIZ |
|
|
|