|
|
|
| Nadir Şen’den Hoş Sedalar |
Mehmet Nuri Yardım
Nadir Şen Kubbealtı’na 2001 yılında girdikten sonra tanıdığım değerli sanatkârlar arasındaydı. Türk mûsikîsinin sevdâlılarındandı ve Kubbealtı Mûsiki kurslarının hocalarından, Yusuf Ömürlü’nün yardımcılarındandı. Zaman zaman görüşürdük, ama en çok cumartesi günleri bir arada olurduk. Musiki çalışmaları İstanbul Fetih Cemiyeti’nin hizmet verdiği Karamustafa Paşa Medresesi’nde oluyordu, (halen öyledir) cumartesi günleri öğle sıralarında Köprülü Medresesi’ne gelir ve birlikte öğle yemeği yerdik. Elbette sanatkârların olduğu sofrada mideler kadar kafalar da ruhlar da gıdalarını ziyadesiyle alırlar. Biz de Nadir Bey’in sohbetlerinden istifade ederdik.
Mûsikîmize gönül vermiş bir sanatkârdı Nadir Bey, iyi bir udîydi. Teşkilâtçı tarafı da vardı ve “Dede Efendi Musikî Topluluğu”nu kurmuştu. Bu topluluğun Türk Edebiyatı Vakfı’nda çalışmaya başladığını yakın dostu Zeki Yılmaz Bey sitemizde yazdı. Doğrusu ben Edebiyat Vakfı’nda değil de Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nin hizmet verdiği Kızlarağası Medresesi’nde çalıştıklarını görüyordum. Bir toplulukları vardı. Medresenin iç büyük odasında meşk ederlerdi. Sonra bu mekândan da ayrılmak zorunda kaldılar. Dede Efendi Mûsikî Topluluğu’na yakışan Cankurtaran’daki Dede Efendi Evi’nde faaliyet göstermekti. Ama sanırım bazı sebeplerden dolayı bu mümkün olmamıştı.
Dede Efendi Musikî Topluluğu, başta Dede Efendi’nin eserleri olmak üzere, mûsikîmizin nadide eserlerini icra ediyordu. Nadir Şen de burada hocalık yapıyordu. Nadir Hoca’nın Mediha Şen Sancakoğlu’yla akraba olduğunu Zeki Yılmaz Bey’den öğrenecektim.
Zeki Yılmaz yazısında, “Nadir Şen yılmadan bıkmadan çalışmalarını sürdürdü. Sesi de güzeldi. Ancak hiçbir zaman ne sazı, ne de sesi ile ön plâna çıkmayı düşünmedi, tercih etmedi. Gönül adamı idi. Elinden geldiği kadar mûsikîmize hizmet etti. Taviz vermeden çalışmalarını sürdürdü. Tam bir nefer oldu. Esasen bu durumundan hiçbir zaman şikâyet etmedi. Bilakis gönlünce hizmet verebildiği için mutluluk duydu.” diyordu. Ne güzel intibalar bunlar, aramızdan sessiz sedasız bir şekilde ayrılan Nadir Şen için ne güzel şehadetlerdi…
Eyüp Mûsikî Cemiyeti’nin sitesinden biyografisini okuyorum. Nadir Şen 1 Mayıs 1942 tarihinde Susurluk’ta doğdu. Babası Hâfız Kâmil Şen, annesi Bedriye Hanım’dır. Ailesiyle birlikte henüz 4 yaşlarındayken Eyüp’e yerleştiler. Orta öğrenimini İstanbul Erkek Lisesi’nde tamamladı. Nadir Şen, mûsikîye Ali Nihat Karamemişoğlu’ndan ud dersleri alarak başladı. Ardından iki yıl Emin Ongan’ın başında bulunduğu Üsküdar Mûsikî Cemiyeti’ne devam etti. Sonra da İstanbul Belediye Konservatuarı’na girdi ve buradan 1971 yılında mezun oldu. Bu arada felsefe tahsili yaparken udu ile de Üniversite Korosu çalışmalarına iştirak etti. Türk Mûsikîsi Derneği’ne devam etti ve burada nazariyat dersleri verdi. Özel ders vererek öğrenci yetiştirdi. 1975 senesinde İktisat ve İşletmecilik Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. 1984-1991 yılları arasında Eyüp’te Ümmi Sinan Dergâhı Tasavvuf Mûsikîsi çalışmalarını yönetti. Yine aynı yıllarda Eyüp Mûsikî Derneği’nin idare heyetinde vazife aldı. 1991’de Dede Efendi Mûsikî Derneği’ni kurdu. Banka emeklisi olan Nadir Şen, evli ve iki çocuk babasıydı. Yurt içinde ve dışında çeşitli korolar yönetti ve udu ile çeşitli topluluklarda bulundu. Beste olarak saz eserleri ve ilahileri bulunuyor.
MÜTEVAZI BİR İNSANDI
Nadir Şen, bir çok sanatkâr gibi görünmekten hoşlanmayan bir mizaca ve mütevazı bir kişiliğe sahipti. Bu yüzden pek tanınmadı, bilinmedi, hatta anlaşılmadı. Ocak 2010’da vefat ettiğinde bir çok kişi bu haberi duymadı veya geç haberdar oldu.
Nadir Hoca sanatı merkezden taşraya taşımak istiyor ve kenar mahallelerde oturanlara da mûsikîmizin güzelliklerini tattırmak istiyordu. Bunun için Gaziosmanpaşa gibi uzak semtlerde çalışmalar yürütüyor, İSMEK kurslarında dersler veriyor ve Eyüp’te bir sanat halkası oluşturuyordu.
Ülkü Özel Akagündüz, 22 Şubat 2010 tarihinde Zaman gazetesinde yayımlanan yazısında kızının da konservatuar mezunu olduğunu ve babasının yarım bıraktığı işleri tamamlayacağını yazıyor ki bu çok sevindirici bir haber. Bir talebesiyle birlikte sanatkârın evine giden Akagündüz intibalarını şöyle dile getiriyor:
“Bu yalnızca bir taziye ziyareti olmayacak demek ki, yalnızca bir ‘yas’ haberi vermeyeceğiz, bir görevin devamından da söz edeceğiz. Ev; geride kalan bir eş ve iki kızın üzgün, ama kederlerinde bile ölçülü, incelikli halleriyle kasvetten uzak. Anne Gülten Şen, bizi teselli ediyor handiyse: ‘Nadir hoca böyle isterdi zaten, fotoğraftan hoşlanmazdı, kendinden bahsetmekten hazzetmezdi. Bu eve, vefatından sonra gelişiniz bile arzusuna uygun aslında.”
Eşinin ve çocuklarının duygularını alan Akagündüz, Nadir Şen’in tasavvufa gönül verdiğini ve müzikten hiç para kazanmadığını yazıyor. Öyle ki 1990’da kendi elleriyle kurduğu Dede Efendi Mûsikî Derneği’nin bulunduğu binanın kirasını da kendisi karşılamış. Akagündüz yazısına şöyle devam ediyor:
“Galata Mevlevihanesi’ndeki sema törenlerinde ud çalmaya çağrılırmış da 'niyaz' adı altında ödenen parayı asla eve getirmez, ya derneğe ya hayır kurumlarına bağışlarmış. Sema ayinlerinin dini bir merasim olduğuna inanırmış çünkü... Sultanahmet’te gezinirken çay bahçesinde dönen birtakım adamlar görmenin öfkesiyle ‘Bunları yazın evladım.’ diyor Gülten Şen, ‘Yazın ki herkes öğrensin.”
Nadir Şen gençlere Türk müziğini sevdirmeyi kendisine amaç edinmiş bir sanatkâr, bir gönül insanıydı. Öz müziğimizin medyada yeterince yer almayışı elbette bir çok sanatkâr gibi onu da üzerdi ama sadece sitem etmekle yetinmez, kolları sıvar ve çalışırdı. Evde ud çalıyor, eşi Gülten Hanım’la birlikte çalıp söylüyormuş. Gülten Hanım, “Nadir hoca su damlaları gibi çalardı. Ben de ona eşlik ederdim.” diyormuş.
Müziğin dejenere olmaması için çaba harcayan Nadir Şen, Türk müziği orkestrasında gitar ve org gibi batı sazlarını gördüğünde üzülür ve tepkisini belli edermiş. Her sanatkârın en çok sevdiği eserler vardır. Nadir Hoca’nın d a favorisi Sadettin Kaynak’ın “Menekşelendi Sular” şarkısı.
Sanatkâr babaların ve annelerin çocuklarından hiç olmazsa birisi, ebeveyn mesleğini devam ettirmeli. Kızları Merve Şen de babasının hayrü’l halefi olacak inşallah. Konservatuvarda Türk müziği eğitimi alan Merve Şen’in, babasının hayalini gerçekleştireceğine inanıyorum. Babasının udunu eline alırken elbette duygulanacak, ama onun hayallerini gerçekleştirmek de en büyük ideali olmalı.
Aileyle görüşen Ülkü Özel Akagündüz’den öğrendiğimize göre Merve Şen, babasının kurduğu ve vasiyet ettiği Dede Efendi Mûsikî Derneği’ne sahip çıkacak ve gençler için kurulan koroyu çalıştıracak. Sonra 50’ye yakın ilahi ve 30’a yakın saz eserini bir kitapta toplayacak. Bu eserlerden ayrıca bir albüm yapılacak.
Yazarımız Zeki Yılmaz’dan öğrendiğime göre Nadir Şen bir “Ud Metodu” kitabı da hazırlamaya başlamış, ama başladığı bu eser yarım kalmış. Merhum Rüştü Eriç Hoca için yaptığımız bir toplantıda o da vardı, hem icrada bulundu hem de konuştu.
Bir ara Nadir Hoca Kubbealtı’na gelmişti. Dostlarından “Sanat Hayatının 30. Yılı Dolayısıyla” yazı istiyordu. İdris Alhanlıoğlu ağabeyimizden de böyle bir yazı istedi. İdris Bey bu yazıyı yazdı, ama herhangi bir kitaba girmedi. İnşallah Nadir Şen’in talebeleri, ailesi ve meslektaşları ileride böyle bir anma kitabını tamamlar ve kültürümüze kazandırırlar. Bir toplantısı yapılır, eserleri seslendirilir ve bu anma kitabıyla birlikte Nadir Hoca rahmetle yâd edilir.
Popstar yarışmalarını düzenleyenler, o tür uydurma müzik müsabakalarına jüri olarak, yarışmacı olarak katılanların sanırım hiç biri Nadir Şen’i tanımadı, tanıyamazdı. Belki de böyle değerli sanatkârları tanıma şerefine erişselerdi, onlardan istifade etselerdi, rahle-i tedrislerinden geçselerdi muhteşem mûsikîmize daha çok saygı duyacak ve bu tür tuhaf yarışmalar tertip etmeyeceklerdi. Ne diyelim bu da bir nasip. Ve bu da bir ilahî tecelli…
Nadir Şen hayırlı, vefalı ve dost canlısı bir sanatkârdı. Öyle gördük, öyle bildik. Allah kendisine rahmet eylesin, varsa günahlarını affetsin. Kabri nur, mekânı cennet olsun.
03.03.2010 16:38:00
|
| Eklenme Tarihi: 06.03.2010 |
|
| |
HAKKINDA YAZILANLAR |
|
|
| |
| |
SİZİN YORUMLARINIZ |
|
|
|